Ezo Gelin Türküsü Hikayesi

Ezo gelin benim olsan seni vermem feleğe,
güzel yosmam başın için salma beni dileğe,
anası huridir de kendi benzer de meleğe
nenneyle de ah bahtı karam nenneyle, nenneyle.

çık suriye dağlarına bizim ele el eyle,
gel bahtı karam gel, sıladan ayrı yazılım gel…

ezo gelin çık suriye dağlarının başına
güneş vursun kemerinin kaşına kaşına
bizi kınayanın bu ayrılık gelsin başına başına

nenneyle de ah bahtı karam nenneyle, nenneyle
çık suriye dağlarına bizim ele el eyle
gel bahtı karam gel, sıladan ayrı yazılım gel…

EZO GELİN TÜRKÜSÜ HİKAYESİ:
“Gaziantep\” dendi mi, ne düşer aklınıza? Yiğitlik mi, Antep fıstığı mı, baklava mı?

Bana, bunların yanısıra folkloru anımsatır, bu sevilesi ilimiz. Kızlı-erkekli halk oyunları gelir gözümün önüne; dizgisi de, ezgisi de sağlam türküleri gelip konar dilimin ucuna. Dalar gider; Antep türkülerinde Muzaffer Akgün’ü, Lohan’lı Ökkeş’i, Şerif Akbağ’ı dinler gibi oluyorum: \”Antep’in etrafı gül ile diken, ayrılıktır benim belimi büken\” ya da anlı-şanlı \”Karayılan\”. Sonra, öyküye sığmayıp türküleşen; ağzınıza layık bir çorbaya bile ad olan \”Ezo Gelin\”, Antep yöresinde anıldığı adıyle \”Özey Gelin\”.

Bu ünlü ve paylaşılamayan halk türkümüzün öyküsünü, kalemimin döndüğünce özetlemek istiyorum size. Hemen belirteyim: Bu konudaki bilgileri, Kilis’li folklor uzmanı dostumuz Mazlum N. Kılıçkıran’la birlikte taradığımız Barak ovası köylülerinden; Gaziantep kültürünün rakipsiz avukatı Cemil Cahit Güzelbey’den; Gaziantep Kültür Derneği Başkanı Hulusi Yetkin’den ve Gaziantep folkloru konusunda çok değerli yapıtlar ortaya koyan Mehmet Solmaz’ın \”Ezo Gelin\” adlı kitabından aldım.

Asıl adı \”Zöhre\” olan Ezo Gelin, 1909′da Oğuzeli ilçesinin Uruş köyünde doğdu. Babası, Bozgeyikli oymağından Emir Dede, anası Elif’tir. Nüfus kaydında halen bekar görünen Ezo’nun, üçü erkek, üçü kız, altı kardeşi daha vardır.

Ezo, erken gençliğinden itibaren, güzelliğiyle dikkatleri üstünde topluyordu. O kadar ki; düğünlerde gözler, gelinden çok onun üzerinde gezinirdi. Ezo’yu, birçok zenginin yanısıra, (o zamanki) Halep (ilimiz)in Carablus ilçesinin Kozbaş köyünde oturan teyz’oğlu Memey (Mehmet) istiyordu. Takdirde yazılan tedbirde bozulmazmış; Ezo’nun ilk evliliği ne bu ağalardan biriyle oldu, ne de teyz’oğluyla…

Anlatanlar, Ezo’nun güzelliğini nereye koyacaklarını bilemiyorlar. Öykümüze geçmeden, Ezo’nun güzelliği üstüne dillerde dolaşanları özetlemeye çalışalım:

-Öylesine güzelmiş ki Ezo; görenler, iki yanağına birer elma oturtulmuş sanırlarmış.
-Öyle güzelmiş ki Ezo, bakanlar bakmaya doyamazlarmış.
-Öyle güzelmiş ki, bir yaz günü kapısını çalıp bir kap ayran isteyen gurbetçi bir çerçi, Ezo’nun güzelliği karşısında şaşalayıp, Ezo’nun uzattığı ayran tasını yere düşürüp kırmış.
-Öyle güzelmiş ki Ezo; gülümseyerek bakmasıyla, düşmanları barıştırırmış,
-Öylesine güzelmiş ki Ezo; olursa o kadar olurmuş…

Ezo’nun güzelliği söyleyen dillere söylence (efsane) olurken, Barak ovasında bir genç adamın adı dillerde dolaşır olmuştu. Bu, komşu Beledin köyünden, \”Şitto\” Hanefi Açıkgöz’dü. Şitto’nun bağlaması, akarsulara \”Siz şırıldamayın, ben şırıldayım\”; sesi de bülbüllere, \”Siz şakımayın, ben şakıyayım\” diyen cinstendi. Tekmil Barak ovasında düğünler kambersiz oluyordu da, Şitto Hanefi’siz olmuyordu. O sıralar Hanefi 30; ay’a \”Sen doğma ben doğayım\” diyen güzeller güzeli Ezo da 20 yaşlarındaydı.

Gün o idi ki; Uruş köyünde Hacı Mamuş’un düğünü vardı. Düğüne Zöhre (Ezo) de, Şitto da çağrılıydılar elbet. Düğünde tüm gözler gelini de güveyiyi de unutup, Ezo ile Şitto’yu izledi. Şitto, Ezo’ya gönlünü kaptırdı. Şitto Hanefi’nin gönlüyle kafası aynı telden çalıyordu. Bu nedenle, Ezo’ya dünür yolladı.
Hanefi, ala ala \”Düşünelim\”cevabı aldı.

Araya acımasız zaman girdi. Bu ara Şitto, kendi köyü Beledinden Mehmet Örtürk’le, yörenin töresi olan \”Değişik\” uygulamaya karar verdi. (Bu töreye göre, bir erkek,hısımlarından bir kızı bir arkadaşına verir, arkadaşının hısımı bir kızı alır. Böylece iki tarafta çevrede \”Kalın\” diye anılan başlıktan kurtulmuş olur.) Şitto halası Hazik’i (Hatice’yi) Mehmet’e verecek; buna karşılık, Mehmed’in kızkardeşi Selvi’yi alacaktı. Araya girenler girdi; bu \”Değişik\” gerçekleşemedi. Öyle ki; Şitto Hanefi, eş-dostla acı-yüz (yani onların yüzüne bakamaz) oldu.

Derler ya; \”İnsan sarayda olmamalı. Saray insanda olmalı…\” Şitto’nun doğru dürüst evi bile yoktu ama, yüreğinde Ezo geziniyordu. Eşin dostun araya girmesiyle, Ezo Şitto’ya çatıldı. \”Ele gelin gelir, bize kalın gelir\” demişler. Bu evlenmede Şitto’ya kalın (başlık) da gelmeyecekti. Çünkü, Şitto Ezo’yu almasına karşılık, Ezo’nun ağabeyi Zeynel’e halası Hazik’i verecekti. Alan razı, veren razı….

Güzün ortanca ayında iki düğün birden kuruldu. Şitto’yla Ezo’nun düğünü Beledin köyünde; Zeynel’le Hazik’in düğünü Uruş’ta kuruldu. Zurna öttü davul vuruldu… Alındı, verildi; iki köyde, gerdeğe girildi. Sen sağ ben selamet. Bu demektir ki iki köy de iki mutlu yuva kuruldu.

Şitto ile Ezo, sizlere layık bir mutlu yaşamı sürdürüyordu. Ağızlarının tadı yerindeydi yani. Gel gelelim, mutlulukları göze geldi.

Daha doğrusu aralarına arabozucular girdi. Yemediler – içmediler, dedikodu yaptılar. Atalarımız \”Söz taşıma, taş taşı\” demiş ama, bazı kendini bilmezler söz taşıdılar. Hatta kendileri söz uydurup getirdiler, götürdüler…

Bir harman sonu evlenmişlerdi; ikinci harman sonuna dek birlikte yaşayamadı Şitto ile Ezo, Şitto öykülerini bir cümlede özetler. \”Kötü talih geç buldum; tez yitirdim…\”

Şitto,Ezo’yu boşayınca \”Değişik\” töresince halası,Hazik de geri döndü. Şitto Hanefi,bu acı ayrılışı da yarısının ağzından şöyle anlatır; \”Bizim böyle olmamız dostlarımızı acındırıyor,düşmanlarımızı sevindiriyordu.\”

Efsanesel güzel Ezo, Şitto Hanefi (Açıkgöz) den ayrıldıktan sonra altı yıl dul kaldı. Yörenin ağızbirliği etmişcesine anlattıklarına göre Ezo, bu süre içinde daha bir serpildi, daha bir güzelleşti. Öyle ki; görenin gözü kalırdı. Nasıl anlatmalı; O bir ışıktı da, tüm erkekler, onun çevresinde pervane kesilmişlerdi.

Genç-yaşlı, zengin-fakir, nice talibi çıktı Ezo’nun. Her talibi, tek tüy isteyen Hz. Süleyman’ın önünde tüm tüylerini döküverdiği söylenen yarasa örneği, neyi var neyi yoksa önüne seriyorlardı Ezo’nun. Ezo, tam altı yıl, evlenme önerilerini geri çevirdi.

Sonunda, ailesinin de ısrarı üzerine, kendisine genç kızlığından beri talip olan Teyz’oğlu Memeyle evlenmeye yanaştı. Türkmen oymağından olan Memey Suriye’nin, Carablus ilçesinin Türkiye sınırına yakın Kozbaş köyünde oturuyordu.

Ezo 1936 yılının güzünde, Uruş’tan Kozbaş’a gelin gitti. Bu evliliği de değişik töresine göre olmuş; onu alan Memey, bacısı Selvi’yi, Ezo’nun ağabeyi Zeynel Bozgedik’e vermişti.

Ezo’yla Meme’yin iki kızları oldu. İlki, fazla yaşamadan öldü. \”Celile\” adlı ikinci kızları halen sağdır ve Suriye’de yaşamaktadır.

Ezo’nun, ikinci kocasıyla geçimi yerindeydi. Ne var ki; \”Gurbet\” denilen bir ateş yüreğini yakıyordu da. Türk köylüsü \”Çalının ardı gurbet\” der. Ezo da, Kozbaş’tan Türkiye’yi, Uruş’u görüyordu. Hatta ara sıra doğduğu köye gidip geliyordu ama, bunlar özlemini azaltmıyor, pekiştiriyor, dayanılmaz hale getiriyordu. Yakınları onun \”Vara öleyim, tek yurdumda kalaydım\” dediğini anlatırlar.

Ezo bir de \”Göreceksiniz, gurbetlik beni öldürecek\” der ve öldüğünde, hiç olmazsa Türkiye’yi; Uruş köyünü görecek bir yere gömülmesini dilerdi.

Dediği de oldu. Suriye’ye gidişinin yirminci yılında, 1956 güzünde Ezo yatağa düştü. Hastalığının ince hastalık (verem) olduğunu, herkes gibi kendisi de biliyordu. Ezo, kızı Celile’yi yatağının başından ayırmak istemiyordu. Ecelle kavil gününün gelip çattığını anlıyor, tek avuntuyu güzel kızı Celile’de buluyordu.

Ve Ezo Gelin, güz yağmurlarının düştüğü bir cuma, yatsı vakti son soluğunu soludu.

Eşi ve yakınları, vasiyetini dikkate alarak, onu; arasıra tepesine çıkıp yaşlı gözlerle Türkiye’yi seyrettiği Bozhöyük’ün en yüksek noktasına gömdüler.

Mezarı oradadır şimdi… O kum ülkesinde.

Kaynak: Öyküleriyle Halk Türküleri (Notalı) – Hamdi Tanses

Ezo Gelin, Ezo Gelin Türküsü, Ezo Gelin Türküsünün Hikayesi, Ezo Gelin Hikayesi,
Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim